up etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
up etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2009 Cuma

Up up up up up (Help'teki bilimadamının seslendirmesiyle okuyun burayı)

Bugün nettim biliyor musun panyo pencerem?
SONUNDA UP'I İZLEDİM!

Hikayesini duyduğumdan beri hevesliydim izlemeye. Sinemada gidecektim aslında, önce 2D planlamıştım Ankara'da yok 3D diye, sonra 3D olduğunu öğrendim ona heveslendim. O iptal oldu falan filan bir şeyler. Dedim sinemadan hayır yok, indireyim ben bunu.


Bugün itibariylen hayallerimi gerçekleştirdim ve izlemeyi başardım. Nasıl buldun dersen banyo pencerem, çok sevdim be. Bir de belki inanmayacaksın ama gözlerimin dolduğu anlar güldüğüm anlardan fazlaydı sanırım. Çocuk filmi deyip öyle gitmeyesin panyo pencerem. Ağlatıyor lan.

Carl ve Ellie, oy anam. Hayatımda gördüğüm en şeker animasyon çift oldular anında. Böyle komik bir tanışma, tatlı gelenekler; çimlere yatıp bulut şekillerinden bir şeyler bulmak (ben de çok yaparım onu be pencerem, eminim pek çok kişi de bizim gibidir) ne bileyim, bitmeyen cicim ayları, her şeyini kendi yaparak yeniledikleri ev(tanıştıkları ev aynı zamanda), duvarları kendileri boyamaları, tonton nine-dede modeli felan. Gel de hasta olma! Gerçek hayatta yok gibi, bari filmlerde görelim, eriyip koltuklarımızın dibine akalım, değil mi ama? Tabii bu aşk hikayesinde zırıl zırıl ağlanacak pek çok şey de vardı - ağlamamış olsam da gözlerimi doldurup ağlama isteği uyandırdı, ki bu normal ölçütlerde hüngürdemeye eşit sayılabilir.

Çocukluk hayalleri! Ah hepimiz hayaller kurup sürekli ertelemiyor muyuz? "Daha zamanımız var bu dünyada" düşüncesi hakim herkesin kafasında. Halbuki nereden bileceksin ne zaman neyin olacağını? Mazallah, balonlarla uçan bir ev, bir kaza sonucu tepene düşebilir! Sen de ne yapacaksın? Kafana düşmeden kendin uçacaksın. Bu özlü sözümü yazın bi yere.


Haha her neyse, bu Carl öyle tatlı öyle sevimli ki huysuz hallerine bile ölürüm. Ağh tontonum benim, inşaata evini satmaya direnişine kurban olurum. Zaten yaşlılara karşı anlayamadığım bir zaafım var (bkz. Paul McCartney) Mr. Fredricksen, niye beni de almadın yanına? Asistanın olurdum, her şeyi yapardım yaağ. Russell denen velede benim yerime Carl'a asistan olduğu için içerlemiş olsam da, onu da sevmeden edemedim. Yanakları sıkılası koca kafalı tombik şey (İltifattı bu. Valla.) Kevin (her ne kadar daha sonra kız olduğu anlaşılsa da isim kondu bi kere hohoy...) ve ve ve ve DUG! İstiyorum böyle bir köpek, bulun bana böyle bir köpek. Hep oyuncaklarımın bana cevap vermesini dilemişimdir küçükken, karşılıklı konuşma hayalleri vs. işte böyle bir köpek tam da benim hayalim. Otur konuş durmadan. Oh ne güzel.

Carl'ın çocukluk kahramanının aslında tam bir pislik olup onu öldürmeye çalışması da çok hoşuma gitti (Hayır sadistlikle alakası yok) zaten idollerimle tanışsam tanışsam desem de tanımayı hiç istemiyorum. Kafamdaki gibi çıkmazlar çünkü, biliyorum. Ah acı gerçekler. Ben onlarla tanıştığım hikayeler yazıp kendimi mutlu ediyorum gerçeğine gerek yok.


Bayram temizliği yapıyorum banyo pencerem, o sebeple daha fazla uzatamicim, fekat Up'la ilgili başka entariler de girebilirim belki. (Temizlik yaparken şu çerçeve içinde olan kelebeklerden birini gördüm, sonra aklıma geldi, çocukken o kelebeğin canlanıp bizden intikam alacağını sanar, çok korkardım, bunu da gereksiz bilgi olarak sıkıştırma gereği duydum)

Yarın da New Moon ve A Christmas Carol'a gideceğim pencere, A Christmas Carol için çok sabırsızlanıyorum. Bir an önce zaman gelse de izlesem, Ebenizırcığımı görsem. 6. sınıfta işlediğimizi hatırlıyorum, adı çok fena dalga konusu olmuştu. Haha çok güzel hikayedir isim ne olursa olsun, önünde eğiliyorum Charles Dickens (Doctor Who sağolsun artık gözümün önüne hep oradaki hali geliyor, çok tatlı, yerim) Geldiğimde sana nasıl bulduğumu yazarım.

Hoşçakal pencere.